Bir yurt ilanından Pakistan’a uzanan yolculuk

Ben Pakistan’ım*
Ocak 2, 2021
‘Kendimi eğitmek için neden çaba göstermem gerektiğini anladım’
Ocak 14, 2021

Bir yurt ilanından Pakistan’a uzanan yolculuk

Eğitimci ve ilahiyatçı Mustafa Hatipoğlu, Hizmet düşüncesi ile Pakistan’a hicret eden ilk gönüllülerden. Bu yolculuğun taşları daha ilkokul sıralarında kurduğu İmam Hatip hayalleriyle döşeniyor aslında… Hatipoğlu, Kayseri’de kaldığı yurtta ‘gürültücü Mustafalar’ grubunda sayılmasından sürpriz bir şekilde İzmir’e gönderilmesini oradan Fethullah Gülen Hocaefendi’yi tanıması ve sonrasında annesinin ‘çok iyi insan’ dediği Ziya-ül-Hak’ın ülkesi Pakistan’a uzanan yolculuğunu anlatıyor…

İmam Hatip Lisesi’ne gitme aşkım, arzum çocukluk yıllarıma dayanıyor. İlkokulda iken mahallemizde İmam Hatip okuyan abileri örnek alarak ben de aynı okula gitmeyi, camide ezan okumayı, onlarla birlikte düğün ve cemiyetlerde ilahiler söylemeyi hayal ederdim.

1986 yılında Kayseri İmam Hatip’e yazıldım. Sonraki yıl bir gün sınıfımızın en zeki öğrencisi bir ilan gösterdi. İlanda şunu diyordu: “Takdir veya teşekkür alan her öğrenci bu yurtta bedava kalabilir!” Ben de iki yıldır teşekkür belgesi alıyordum ve kendi kendime “O yurtta bu zeki arkadaşımız kalıyorsa ben neden kalmayayım? ” diye sordum. Evimiz Kayseri’de olmasına ve Kayseri İmam Hatip’e gidiyor olmama rağmen neden yurtta kalacaktım? O zaman bunu tam düşünememiştim ama zeki arkadaşımızın o ilanı göstermesi beni yurtta kalmaya teşvik etmişti.

‘Başımdan git de, nereye gidersen git!’

Eve gittiğimde anneme yurtta kalmak istediğimi söyleyince ilginç bir tepki verdi. Annem yıllardır şeker hastası olduğu için o gün biraz rahatsızdı, hatta koltuğa uzanmış dinleniyordu. O hasta haliyle bana dediki “Oğlum başımdan git de nereye gidersen git!” Rahmetli annemin bu sözlerini hiç unutmuyorum. Tabii o zaman çocuk olduğum için hiç anlamamıştım, belki biraz bilinçli olsaydım annemin bu sözlerine üzülebilirdim. Fakat ‘oğlum git yurtta kal’ gibi bir sinyal alınca ben kendi kendime sevinçle yurtta kalmaya karar verdim.

Kayseri Şeker Fabrikası’nın hemen yanında Keykubat Öğrenci Yurdu vardı, orada kalmaya başladım. Küçücük, sadece 25 öğrencisi olan bir yurttu. Türkiye’de Ahmet, Mahmut Mustafa isimleri çoktur, benimle birlikte yurtta dört tane Mustafa isimli öğrenci vardı. İki sefer sıra dayağı yediğimizi hatırlıyorum, çünkü yaramazlık yapanlar genelde Mustafalar idi. Yurtta bir gürültü olsa ilk önce Mustafaları sorguya çekiyorlar, sonra diğerlerine bakıyorlardı. Bu, yurttaki ilk yılımdı, ikinci yıl daha da sakin daha akıllı bir öğrenci olacaktım…

Belletmen abiden İzmir sürprizi

Bu değişkenliği gören belletmen abilerimiz yurttan iki öğrenciyi İzmir’e göndermeye karar vermişler. O iki öğrenciden biri bendim. Buna neden karar verdiler tam bilemiyorum ama bir gün belletmen abilerimizi evimize yemeğe davet etmiştik, sanıyorum orada ailemizin biraz sakin, itiraz etmeyecek bir yapıda olduğunu anladılar. Dolayısıyla ‘biz bu öğrenciyi başka bir şehre göndersek aile itiraz etmez’ diye düşünmüş olabilirler.

Mustafa Hatipoğlu, Pakistan’a gittiği gençlik yıllarında.

Bu karar üzerine biz iki arkadaş 1989’ yılında İzmir’e gittik ve İmam Hatip Lisesi’ne kaydolduk. İzmir’de bizi Kayseri’deki belletmen abimiz karşıladı ve Hancıoğlu Yurdu’na yerleştirdi. Bu yurt bir caminin yanında ve bir kısmı caminin alt tarafındaydı, odalardan odalara geçiliyordu. Bizi nispeten karanlık bir odaya yerleştirdiler. Birkaç gün sonra bizi İzmir’e gönderen ve orada karşılayan belletmen abimiz telefon açtı, halimizi hatırımızı sormak istemiş. Ama telefonun sesini diğer arkadaşlara da dinletmiş, biz bilmiyorduk. Hüzünlü bir şekilde konuşmamızı diğer arkadaşlar da duymuş. Orada gülümsemeler, duygulu anlar yaşanmış…

Hocaefendi’nin ziyaret ettiği yurt

O yıllarda Sovyetler Birliği dağılmış ve eğitim hizmeti için Orta Asya’ya giden abilerimizi, öğretmenlerimizi duymaya başlamıştık. Yurt dışına gitme hevesi o zaman bizde de oluşmaya başladı. Çünkü Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Şadırvan ve Hisar vaazlarını bizzat camide dinleme fırsatı buluyorduk. Hatta Hocaefendi bizim kaldığımız Hancıoğlu Yurdu’na dört defa ziyarete gelmişti. Yanlış hatırlamıyorsam o dönemde Hocaefendi’nin “Gelecek yıllar ilahiyatçıların yılları olacak” dediğini duymuştum. Ben bir İmam Hatipli olarak ilahiyat fakültesine gitmeyi düşünüyordum ama bu sözü duyunca bunu bir hedef haline getirdim…

İmam Hatip’ten mezun olacağımız 1993 yılında bize “Üniversite için yurt dışına gitmek ister misiniz?” diye sorduklarında ben hiç düşünmeden “Tabii ki!” demiştim, “Oralarda okumak, öğretmenlik yapmak, başka insanlara hizmet etmek isterim.” Hatta bize iki ülke söylemişlerdi; Malezya ve Pakistan. Malezya’da İslam Üniversitesi ve Pakistan’da da Uluslararası İslam Üniversitesi olduğunu öğrenmiştim. O yıllarda Pakistan’da bulunan Şükrü Arslan abinin, medrese eğitimli ve çok iyi Arapçası olduğunu duymuştum.

‘Annemin sözünü unutmuyorum’

Hocaefendi’ye talebe olma arzumuz vardı; ayrıca Pakistan’a gidip hem Şükrü abiden Arapça, hem de oradaki okullarda İngilizce öğrenebilirdim. Bu maksatla ben tercihimi Pakistan’dan yana yaptım. Anneme bu kararımı söylediğimde yine beklemediğim bir cevap alacaktım. “Oğlum orada Ziya-ül-Hak var, çok iyi bir insan, o vefat edince ben çok ağladım.” dediğini hiç unutmuyorum. O yıl biz üniversite imtihanına girecektik. 93’te birinci imtihanı kazandım ve ikincisinin sonucunu beklemeden Pakistan’ın yolunu tuttum.

Hey Merhaba 👋 Tanıştığımıza memnun oldum.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız

Spam yapmıyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun

0 Comments

No Comment.