Lahor’un sıcağı ve ilk öğretmenlik tecrübesi

Önce öldürmekle tehdit ettiler, sonra çocuklarını emanet ettiler!
Temmuz 6, 2021
Tarihten Bir Sayfa: Kimse Yok Mu’dan binlerce hastaya tedavi desteği
Temmuz 9, 2021

Lahor’un sıcağı ve ilk öğretmenlik tecrübesi

Doğan Yücel (arkada), Lahor'daki PakTürk Okulu'nda öğrencileri ile rehberlik faaliyetinde.

Eğitimci Doğan Yücel, Pakistan hayatını anlattığı serinin üçüncü bölümünde Lahor’da başlayan öğretmenliğini ve ilk tecrübelerini yazdı. Maddi sıkıntılara rağmen kısa sürede atılan adımlarla öğrenci ve sınıf sayısının nasıl arttığını aktardı.

Üçüncü Bölüm:

Okulda her öğretmenin bir rehberlik sınıfı vardı. Öğrencilerin hem dersleri ve velileriyle ilgilenmek hem de ders dışı aktiviteler organize etmek için sınıf rehberliği yapılırdı. İlk yılımda bana da bir sınıfın rehberliği verdiler. Ancak sınıfta bir kız, bir erkek olmak üzere sadece iki öğrenci vardı. Birinin ismi Kasım diğerinin ismi Meryem idi. Birkaç ay geçtikten sonra bir erkek öğrenci daha katıldı sınıfa. Böylece üç öğrencim oldu. Rehber öğretmenler her ay sınıfı ile ilgili faaliyetlerini dile getiriyordu. Veli ziyaretlerini ve velilerle ilgili programları anlatıyorlardı. Sınıfında 15-20 öğrenci olanlar rahattı. Ancak benim sadece iki öğrenci velim olduğu için çok fazla veli ziyareti yapamamış görünüyordum. Bunun üzerine Kasım’ın ailesine bir dönemde belki on kere, Meryem’in ailesine de 7-8 defa gitmişimdir. Zaten müdür yardımcımız da Meryem’in babasının evinde kiracı idi. İlk yılımın ilk dönemi böyle geçti. Kasım’ın babası bir üniversitede İngilizce hocalığı yapan bir akademisyendi. Aynı zamanda el falı bakmasyla meşhurdu. Meryem’in babası ise SUI Gaz İdaresi Fen İşleri Dairesi’nde mühendisti.

Okulun yemeklerini ayarlama işi de bana verilmişti. Öğle yemekleri için menü çıkarıp malzemeleri aldırıyor evdeki aşçıya para ile yaptırıyordum. Tabii önce yemekleri öğretiyoruz.. O da yaptığı yekekleri öğlen bisikletle okula getiriyordu.

Kütüphane kapısı kilitlenince dinlenemez olduk!

Lahor’a geldikten sonra iki-üç ay geçmişti. Ekim veya kasım ayları gibi rahmetli Faruk Şirvani Bey ile tanıştık, sonra onunla ailece dost olduk. İsmini şimdi hatırlamadığım Türkçeye ilgi duyan bir başka eski diplomatla tanıştım. Ona bir iki ay kadar ücretsiz kurs verdim. Sonra onun evine de diğer Türk arkadaşlarla beraber gitmiştik ve kendisi bizi ağırlamıştı. 

İlk yıl okulumuzun yurdu yoktu. Ortaokul bölümü önde, ilkokul bölümü arkada olmak üzere iki binada eğitim veriliyordu. Öğretmenler odası olarak kullanılan yer ön binadaki mutfaktı, hatta mutfağın girişiydi. Orası tahtalarla bölünmüştü. Sıcaklık çoğu zaman 40 derecenin üzerindeydi. Derslerimizin olmadığı zamanlarda mutfak kapısının yanındaki mango ağacının altında otururduk ya da üst kata çıkar kütüphane olarak kullanılan odada dinlenirdik. Yerde halıfleks vardı ve bir yer minderi konmuştu. Biz bu yer minderine uzanırdık. Bu durum birkaç defa tekrarlanınca okul idaresi kütüphanenin kapısını kilitledi. Böylece sıcaklarda hiç dinlenemez olduk.

Teneffüslerde ilk yaptığımız şey terli terli müdür odasında veya müdür muavini arkadaşın odasında gidip beş dakika da olsa serinlemekti. Eğer bir ziyarete gelen bir veli veya toplantı varsa hemen geri dönmek zorunda kalıyorduk. Sınıflarda pervaneler vardı ancak bunlar öğrencilerin tarafındaydı. Tahtaların olduğu yerde pervane yoktu. Türkiye’den gelmiş insanlar olarak biz derslerde su içinde kalıyorduk. Bazen öğrencilerin ödevlerini kontrol ederken defterlerinin üzerine şıp şıp terlerimiz damlıyordu.

İlk multimedya sınıfımızın ömrü fazla sürmedi!

İngilizce ve Türkçe derslerinde o dönem bilgisayarlar yeni yeni kullanılmaya başlanmıştı. İkinci el, büyük ekranlı bir bilgisayar elde ettik. Okul binası olarak kullandığımız evin salonunu multimedya odası olarak kullanmak istedik. Okul idaresi de kabul etti. Bu sınıfın duvarlarına bazı Türkçe posterler astım. Ayrıca, Anarkali Pazarı’na gidip son çıkan bazı filmlerin posterlerini alarak çerçevelettim. Bu afişleri, sınıftaki Türkçe ve İngilizce posterlerin üst taraflarına tavana yakın olarak sabitledik. O günün şartlarında imkanlarımız ölçüsünde güzel bir oda hazırladık. Ancak bu kadar emekle hazırladığımız multimedya odamızın ömrü fazla sürmedi. İkinci dönem lise sınıflarını da almaya başlayacak olmamızdan dolayı bu oda bilgisayar laboratuvarına dönüştürüldü. Daha sonra da okul mevcudu artınca sınıf yapıldı. Hemen bu odanın üstündeki teras ise sac ile kapatılıp sınıfa çevrildi. Bu sınıfımızı 40-45 derece sıcaklıktan o saclar koruyordu. 🙁   

İlk dönemin sonları gibi genel müdür yardımcısı rahmetli Adem Bey ile okul bahçesinde bir toplantı yaptık. Bir sonraki yıl için lise sınıfı açacak irademizin olduğunu ve okulumuzu buna hazırlayacağımızı kendisine ifade ettik. Bunun için Lahor Yüksek Öğretim Dairesi’ne kayıt yaptırmamız, laboratuvar kurmamız vs. gerekiyordu. En önemlisi de Lahor’da üniversite giriş sınavlarında derece alabilecek öğrencileri burslu olarak okula kaydetmek icap ediyordu. Ancak bunun için Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bursluluk imtihanları için izin almamız ve ikincisi de burslu kaydettiğimiz öğrencileri barındıracağımız yurdumuzun olması gerekiyordu. Genel müdürlük, açacağımız yurt için maddi yardım sözü verdi. Müdür Bey de Eyalet Milli Eğitim Bakanı Mian Imran Masood Bey’i kardeş özel okullarımızı göstermek için Türkiye’ye geziye davet etti.

Devam edecek…

***

İkinci Bölüm: Lahor’da ilk yıl ve birbirinden ilginç hatıralar

Hey Merhaba 👋 Tanıştığımıza memnun oldum.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız

Spam yapmıyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun

0 Comments

No Comment.