Pakistanlı iş adamları eğitim hizmetlerine nasıl dahil oldu?

Yeni Nesiller Soruyor (Şiir)
Ağustos 25, 2021
‘PakTürk’te tatil yok!’ sloganımız olmuştu
Ağustos 27, 2021

Pakistanlı iş adamları eğitim hizmetlerine nasıl dahil oldu?

Eğitimci Taner Koçyiğit, yazı dizisinin bu bölümünde, Lahor’da öğretmenliğe devam ederken aynı zamanda üstlendiği halkla ilişkiler görevi kapsamında ortaya koydukları faaliyeti, iş adamları ve esnafla gelişen münasebetlerini, onların eğitim hizmetlerine nasıl dahil olduklarını yazdı.

Yirmi birinci Bölüm: 

Lahor’daki okulumuzun ana kampüs inşaatı 2006 yılının sonlarına doğru başlamıştı. Biz 2007’de biten binaya girip eğitime başladığımızda okulun büyük kısmı henüz tamamlanmamıştı. Okul inşaatı sürdükçe eksiklikler azalmıyor, tersine her geçen gün yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyordu. Bunları karşılamak için ayrılan maddi kaynaklar ise yeterli gelmiyordu. Okul arazisi satın alınmış ve inşaat başlamıştı ama kampüsün tamamen bitirilmesi için daha çok kaynağa ihtiyaç vardı. Okulun iki bloğunun bodrum katları ve en üst çatı kısmı projeden çıkarılmıştı. Ayrıca yapılması planlanan yurt binasının temeli daha atılamamıştı. Yatılı öğrenciler, geçici yurt olarak düzenlenen okulun bir katında kalıyordu. 

          Lahor’daki ilk büyük eğitim yuvası olacak bu kampüsün inşaatı maddi zorluklar eşliğinde devam ederken, projenin bitirilmesi için de yeni kaynak arayışları başlamıştı. O zaman düşünülen en ideal yollardan biri, velilerin ve Pakistanlı hayırsever iş adamlarının kapısını çalmaktı. Bu zor görevi, diğer öğretmen arkadaşlarımızdan ziyade veliler ve iş adamları ile irtibatı olan, benim de aralarında bulunduğum halkla ilişkiler birimindeki üç kişi üstlenecekti. Ama nasıl? Bu kadar ihtiyacın karşılanması için ne tür bir çalışma yapmamız lazım? Kime gideceğiz? Diyelim gittik, ne diyeceğiz, nasıl isteyeceğiz? Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyorduk. Tek bildiğimiz, kampüsün tamamlanması için yardımsever Pakistan halkının desteğine ihtiyacımız olduğu idi.

Kahvaltılı toplantılar ve okul ihtiyaçlarının karşılanması

          Birçok velimizle, iş adamlarıyla güzel ilişkiler kurmuştuk ama hiçbirimiz daha önce bu kişilerden maddi bir talepte bulunmamıştık. ‘Acaba ne derler?’ diye düşünmeden, ‘Bismillah’ deyip harekete geçtik. Öncelikle okulun bir katında geçici olarak açtığımız yurdun mutfak ihtiyaçlarını istemeye karar verdik. Halkla ilişkiler olarak üç arkadaş ve Turgut Bey, konuyu müzakere etmek üzere sabah kahvaltılarında birimizin evinde buluşmaya başladık. ‘Acaba hangi yardımseverin kapısını çalsak, un, yumurta, ekmek, yağ, şeker gibi temel gıda maddelerini kimden istesek, konuşurken nelere dikkat etmemiz lazım’ vb. konularda uzun istişare ve planlar yaptık. Bu arada kahvaltının ardından okula gidip derslerimize giriyorduk. Ders sonraları kahvaltıda planladığımız şekilde veliler ve iş adamlarını ziyaret ediyorduk. Bu kişilerin cenazelerine, düğünlerine iştirak ederdik. Haftada birkaç gün eve gece yarısı dönüp sabah yine derse girerdik.

Her gittiğimiz iş adamı veya esnafın kapısını, onların geleceği olan çocuklar rahat etsin, daha iyi yetişsinler diye çalıyor, şahsi menfaat için bir kuruş istemiyorduk. Bundan dolayı başlarda biraz zorlansak da vicdanen rahattık. Günler geçtikçe sabah toplantılarında, ziyaret ettiğimiz ve bizi eli boş göndermeyen fedakâr, cömert hayırseverlerin kahramanlıklarını konuşur olduk. Bu durum bizi daha çok cesaretlendiriyordu ve ‘acaba yeni insanlara nasıl ulaşabiliriz’ diye düşünürdük. Müslüman Pakistan halkı, zekâtını verme konusunda çok hassastır, ‘bunu yurdumuzdaki öğrenciler için değerlendirebilir miyiz’ diye müzakere ederdik.

Pakistan’da tanıdığım herkes çok cömertti

          Velilerimiz hem Pakistan’da hem de dünyanın diğer ülkelerinde genel geçer okul derslerini karakter eğitimi destekli olarak etkin şekilde öğreten eğitim sistemimizden dolayı okullarımıza olan hayranlıklarını dile getiriyorlardı. Pakistan’daki birçok sorunun iki konunun ya ayrı ya da eksik verilmesinden kaynaklandığını düşündüklerinden, yeni nesillerin hem ahlaki hem de akademik açıdan güçlü yetiştirilmeleri gerektiğine inanıyorlardı. Öğrencilerimizin modern ilim ve evrensel insanî değerlerle donatılması, yurtta kalan öğrencilerimize ek İngilizce, matematik ve fen dersleri verilmesi, gündüzlü öğrencilerden isteyenlerin yurdu ziyaret ederek yatılı arkadaşlarıyla farklı akademik ve sosyokültürel programlarda kaynaşabilmelerinden sitayişle bahsediyor ve ‘acaba biz ne yapabiliriz, sizlere nasıl yardımcı olabiliriz’ diye soruyorlardı.

          Pakistan’da tanıdığım herkes çok ama çok cömertti. Maddi durumu iyi olsun veya olmasın, hemen herkesin karşısındakini memnun etmek için elinden geleni yaptığını birçok kere müşahede etmiştim. Özellikle maddi yönden güçlü iş adamları zekât ve hayır hasenat konularında çok hassas davranırdı. Tanıdığım birçok iş adamının yüzlerce kuruma aynı anda maddi yardımda bulunduğunu, zekâtını ayrıca verdiğini ve kendisine gelen kimseyi geri çevirmediklerine çok defa şahit olmuşumdur. Okulumuza maddi yardımda bulunan iş adamları nakdi veya ayni yardım yaparken mutlaka ‘zekât ve zekât olmayan hayır hasenat’ diye ayırırlar ve buna uygun şekilde kullanılmasını isterlerdi. 

Kısa zamanda belli bir üye sayısına ulaştık

          Derslerimizin yanında bu işlere de zaman ayırmamız, diğer taraftan iş adamları derneği (PTBA) ile ilgili çalışmaların yoğunlaşması bizi epey yoruyordu. Bunun üzerine okul idaresi haftalık ders saatlerimizi iyice azalttı. Haftada sadece birkaç ders için okula gidiyordum. Vaktimin çoğunu yurdun ihtiyaçlarını gidermek ve iş adamlarının ticaretle ilgili taleplerini karşılamak üzere dışarıda geçiriyordum. Her esnaf ve iş adamı ziyaretinde hiç beklemediğimiz güzelliklere şahit oluyorduk. Bir iş adamından yurt için şeker alabilir miyiz diye gittiğimizde oradan hem şeker hem un hem de yumurta ihtiyacını karşılayıp çıkıyorduk. Bunun gibi beklentilerimizden kat kat fazlasını aldığımız çok ziyaretlerimiz oldu yıllar içinde. 

Arkadaşlarımızla bir düzen içinde yaptığımız bu veli ziyaretleri sırasında yeni açılan iş adamları derneğimizin de detaylarını anlatıyorduk. Lahorlu iş adamlarını Türkiye’ye ürün satmaları veya Türkiye’den mal almaları konusunda teşvik ediyorduk. Tanıştığımız birçok iş adamı ailece Türkiye’ye gitmeyi hep istediklerini ama nasip olmadığını veya ticari amaçla gitse de güvenilir kişiler bulamadığını söylüyordu. Biz de iş adamları derneği olarak hem turistik hem de ticari geziler düzenleyeceğimizi söylüyor ve kendilerine derneğimize üye olmaları yönünde ricada bulunuyorduk. Bu sayede çok kısa zaman içerisinde belirli bir üye sayısına ulaşmak nasip olmuştu. 

Devam edecek…

***

Yirminci Bölüm: Lahor’da öğretmenlerin kurduğu ‘halkla ilişkiler birimi’ ve ‘iş adamları derneği’

Hey Merhaba 👋 Tanıştığımıza memnun oldum.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız

Spam yapmıyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun

0 Comments

No Comment.