Gülmez ailesi, Multan’daki evlerinde 50 kişiye aynı anda nasıl kahvaltı verdi?

Kimya öğretmeni Hakan Tokdemir (2): Pakistan’ı bizim için güzel kılan şey, insanlarıydı
Eylül 3, 2021
Mübeşşir’in azmi ve PakTürk’ün yurt dışında kazandığı ilk altın madalya
Eylül 6, 2021

Gülmez ailesi, Multan’daki evlerinde 50 kişiye aynı anda nasıl kahvaltı verdi?

Abdülgani Gülmez (sol başta), zaman zaman misafirlerine çiğ köfte yapıp ikram ediyordu.

Eğitimci Sadullah Bayazit, kader arkadaşı Abdülgani Gülmez’in Pakistan hayatını anlatmaya devam ediyor. Bu bölümde, Gülmez’in ağzından daha 3 aylık evliyken Multan’daki evlerinde aynı anda 50 kişiye nasıl kahvaltı verdiklerini yazdı.

On Dördüncü Bölüm:

2004 yılında, evliliğimizin daha ilk aylarında Hayrpur’da eşimle beraber personel seminerine katıldık. Ancak okulda hasıl olan bir sebepten dolayı müdürüm Süleyman Bey bizi üç gün sonra geri gönderdi. Daha o dönem çocuğumuz yoktu. Kamp bittikten sonra dönerken İslamabad ve Lahor’daki ailelerle birlikte Multan’daki okulu ziyaret etmek istemişler. Çünkü o yıl okul yeni açılmıştı ve birçok arkadaş ve aileleri yeni okul binasını görmemişti.

Süleyman Bey bana “Bir otobüs, yaklaşık 50 kişi yarın Multan’a geliyoruz. Okuldaki anaokulu sınıflarından iki veya üç sınıfı ayarlayıp bir de kahvaltı hazırlatır mısın?” dedi. Ben o anda durumun ciddiyetini tam kavrayamadım. “Tamam” dedim. Telefonu kapattıktan sonra planlama esnasında birçok sorular aklıma gelmeye başladı. Bazılarına cevap veya çözüm buluyor, bazılarına bulamıyordum. Mesela, kış tatilinde olduğumuz için okul uzun süredir kapalıydı, personel tatildeydi ve okulda temizlik yapılmasına ihtiyaç vardı. Sonra okulun mutfağı derme çatma bir barakadan ibaretti, 50 kişilik çatal, bıçak, tabak, bardak, çay için o kadar termos vs. kahvaltılık malzeme yok. Üstelik mevsim kış. Biz hazırlamak istesek geceden başlamamız gerekecekti.

Bir evde kaç kişilik kahvaltı malzemesi olabilir ki!

Durumu eşime anlatınca önce bir afalladı. Tabii benim aklıma gelmeyen birçok konu vardı, kadınlara mahsus detaycı bakış açısıyla beni sorguladı. Misafirlerin okulda ağırlanması özellikle küçük çocuklar için hijyenik ve uygun olmayacaktı. Biz de karı koca misafirleri evimizde ağırlamayı karar verdik. Zaten aldığımız duyumlara göre çocukların çoğu programda hastalanmıştı.

Erkekleri büyük salonda, kadın ve çocukları da iki küçük odada ağırlamayı planladık. Şimdi sıra kahvaltı menüsüne gelmişti. Menü; pratikte hazırlaması kolay olan reçel, bal, kaymak, peynir, haşlanmış yumurta, patates püresi ve klasik her Türk kahvaltısında bulunan menemendi. Daha yeni evli bir çift olarak evi de yeni kurduğumuz için yeteri kadar tava, tabak, çatal, bıçak, oturacak koltuk veya minderimizin olması mümkün müydü? Olsa da kaç evde 50 kişilik kahvaltı malzemesi olurdu ki? Öğleden sonra kahvaltılık gıdaları marketten aldık. Kullanılacak malzemelerden eksik olanları tamamlamak için okuldan çatal ve ev sahibimizden termos istedim. Ev sahibimiz, bir bu kahvaltı programımızda bir de 20 büyükbaş kurban kestiğimizi söylediğimde şaşırmıştı. Adam “Nasıl olacak?” deyip duruyordu. Tabii yine çoğunlukla kâğıt bardak-tabak kullanmak zorunda kaldık.

Hazırlıklar tamam, ama misafirler ortada yok 

Hayrpur-Multan arası o zamanlar otobüsle en fazla 14 saat sürerdi. Bu süre aradaki şehirlere uğrayarak yolcu indirip bindiren otobüsler içindi. Biz akşam üzeri otobüsün Hayrpur’dan hareket ettiği saati öğrendik. Tahminlerimize göre otobüs sabah saat altı veya yedi civarı Multan’da olmalıydı. Bu hesap doğrultusunda biz geceden kahvaltı hazırlamaya başladık. Menemen için soğanları soyup, domatesleri doğrayıp ateşte soldurduk. Sabahleyin sadece yumurtasını eklemek kaldı. Püre için patatesleri akşamdan haşladık. 

Sabah saat dört civarı kalkıp kalan hazırlıkları da bitirmeye başladık. Bir yandan çay için tencerelerde su kaynatıp termoslara koyuyor, diğer taraftan akşamdan haşlanmış patatesleri soyup püre yapıyorduk. Sabah saat altı civarı gazete sayfalarından oluşan soframızı açmaya başladık. Reçel, bal, kaymak ve peynir paketlerini sofrada tabaklara koymadan dağıttık. Patates püresini ve haşlanmış yumurtaları da sofraya koyduk. Menemenin son aşaması için tencerelerde hazırladığımız ve tavalara paylaştırdığımız domates-soğan karışımını yumurtaları son anda kırıp sıcak servis yapmak için biraz daha beklettik. Nihayet ‘az kalmıştır, gelirler artık’ diyerek saat yedi civarı menemene yumurtaları da ekleyip sofraya yerleştirdik.

Yorgunluktan kimse kahvaltı sofrasını fark etmedi

Fakat misafirler beklediğimiz saatte gelmedi. O sabah ev sahibimiz de bizimle beraber misafirlerimizi bekliyordu. Bu kadar misafiri nasıl ağırlayacağımızı merak ediyordu. Vakit bayağı ilerledi, neredeyse öğleye yaklaştı. Bizim misafirler saat 11 civarı ancak gelebildi. Bu arada bizim sıcak ikram etmek istediğimiz menemen soğudu. Çay suları termosta ılıdı.

Çok şükür, öyle veya böyle misafirlerimiz geldi. Kocaman otobüs sokağın başında durdu. Misafirler tek tek otobüsten inerken hallerinden ne kadar zor bir yolculuk geçirdikleri anlaşılıyordu. Hele içeri girdiklerinde annelerin halini görmeliydiniz. İşin o tarafını hiç sormayın; çocuğunu tuvalete yetiştireni mi dersin, bebeğinin bezini değiştirecek bir köşe arayanı mı dersin, kucağında uyuyan çocuğuna sakin bir yer arayanı mı dersin, uykudan uyanıp ağlayanları susturan mı dersin ve daha birçok durum sükûnet bulunca kendileri için hazırlanan sofranın ancak farkına varabildiler.

Tabela olmasa kimse okul olduğunu anlayamazdı

Bu kadar olmasa da benzer durumlar erkekler tarafında da vakiydi. Herkes yüzünü yıkayıp sıcak sobada biraz ısınınca sofraya doğru geldi. Kahvaltılıklar genel itibarıyla bitti. Termoslara sıcak su ve biberonlara süt takviyesi yapınca ortalık biraz sakinleşdi. Millet yol yorgunluğunu daha tam atamadan çaylar elde uyku moduna giriyordu ki tekrar otobüse binme duyurusu yapıldı. 

Bir sonraki durak herkesin merak ettiği Ali Chowk’taki okulumuzdu. Otobüs okulun kapısında durdu ama sadece kapının üstündeki tabela ve yolun ön tarafındaki küçük dükkânlar görünüyordu. Tabela olmasa, kimse burada bir okul olduğunu fark edemeyecek durumdaydı.

Neyse yolcularımız okula girdi. Anaokulu ve ilkokul sınıflarını gezdiler. Görüntü itibariyle malzemeler, afişler dökümanlar aynıydı. Sadece üzerine koyduğumuz taban farklı, tavan, duvar, pencere öyle villa okuldakiler gibi yağlı boya, mermer değildi. Kapılar işlemeli değildi, duvardaki delikler kapansın diye kontrplakla kaplanmıştı. Tabii bazı sıraların üzerindeki kovaların sebebini tahmin edebilirsiniz.

15 fazla misafirin lafı mı olur, biz bir otobüs ağırladık

Yaklaşık bir saat kadar sonra yine duyuru yapıldı ve misafirlerimiz yavaş yavaş otobüse binmeye başladı. Bir kış kampı sonrası hüzünlü ve buruk ayrılık vakti yine geldi çattı. Karmaşık duygular içerisinde misafirlerimizi kendi şehirlerine yolcu ettik.

Ayrılık sonrası beni evde bekleyen dağ gibi bulaşık vardı. Misafirleri yolcu ettikten sonra hemen eve gittim tabii ki. Allah’tan gruptan ayrılan Sadullah Bey’in eşi bizde kalınca eşimle birlikte bütün bulaşıkları yıkamışlar. Bana o gün emanet aldığımız malzemeleri ev sahibine ve ertesi gün de okula iade etmek kaldı. Evliliğin daha ilk üçüncü ayında bir otobüs dolusu misafiri ağırlama rekoru herhalde bizde olsa gerek. Varsa başka bir aile ‘hodri meydan’ söylesin!

Tabii, bu hadise ileriki yıllarda evde verdiğimiz iftarlar için iyi bir tecrübe oldu. Artık iftara misafir alacağımız zaman “10 veya 15 kişi fazla olur mu?” diye sorduklarında “Biz kahvaltıda bir otobüs dolusu misafir ağırladık, 15’in lafı mı olur!” diyorduk. Nitekim iftarlarda kadın ve erkek olmak üzere 20 kişilik misafir gruplarını ağırladığımız çok oldu. Allah razı olsun, o bir otobüs dolusu muhterem misafirlerimiz bize böylesine güzel bir tecrübe ve hatıra bıraktı. Keşke zamanı geri alsak da bir daha yaşasak o günü ve kendilerine daha güzel ikramlar hazırlayabilsek!

Devam edecek…

Hey Merhaba 👋 Tanıştığımıza memnun oldum.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız

Spam yapmıyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun

0 Comments

No Comment.