Pakistan, aha şurası!

‘Bu millet sizin hizmetlerinizi hiç unutmayacak’
Şubat 10, 2021
Muhammed İkbal ve Türklerle kurduğu bağ
Şubat 12, 2021

Pakistan, aha şurası!

Edebiyatçı yazar Mehmet Karadayı, 2003 yılında eğitimci olarak gittiği Pakistan yolculuğunu yazdı. Karadayı’nın Türkiye’de annesi ile arasında geçen tatlı bir diyalogla başlayan yolculuk hikâyesi hayli renkli ayrıntılar barındırıyor.

“Hayırlı olsun oğlum.” dedi annem. “Bu sefer uzağa gitmiyorsun. Çok sevindim.” Biraz şaşkın “Nasıl uzak değil anne?” diye karşılık verdim. Şaşırma sırası annemdeydi: “Bizim Pakistan değil mi oğlum? Aha şurası.” Annemin ‘aha şurası’ dediği yer Dubai aktarmalı gittiğimiz için uçakla yaklaşık 7 saat sürüyordu. ‘Uzak’ dediği Moskova’ya ise 2,5 saatte varıyorduk. Anladım ki Pakistan için kullanılan ‘bizim’ ifadesi mesafeleri de ortadan kaldırıyordu. Rusya uzaktı çünkü ‘bizim’ değildi. Pakistan yakındı hatta “Aha şurası!” idi, çünkü bizimdi. Bizdendi. Bu anlayış zannediyorum Türkiye’deki herkeste vardı. Anneme coğrafi bilgiler vermemin bir anlamı olmayacaktı. Çünkü Pakistan ne kadar uzak olursa olsun ‘aha şuramızda (bizim kültürümüzde kalptir bu)’ yer ettiğinden yakındı.

Pakistan’da çalışma teklifi aldığımda 2003 ylının yazını yaşıyorduk. İstanbul’da bunaltıcı bir ağustos günüydü. İlk olarak eşime haber verdim. Sonra da annemi aradım. İkisinin de tepkisi birbirine yakındı. Onlar yakınlık uzaklık üzerinden meseleye yaklaşıyorlardı. Benim derdim ise bambaşkaydı. Yeni bir dil öğrenmek zorunda kalacaktım. Rusya’da 8 yıl kalmış çok güzel Rusça öğrenmiştim. Pakistan’da işe yaramayacak olması üzüntü vericiydi. Ama bir yandan da yeni bir yabancı dil öğrenme imkânı bulacağımdan sevindiriciydi…

Önümde duran kapkara bir duvar

Tuhaf bir ikilemin içinde kalmıştım. Konuyu gözümde büyüten asıl mesele ise yılardır İngilizce dersi görmeme rağmen hiçbir ilerleme kaydedememiş olmamdı. Önümde aşılmayı bekleyen kapkara bir duvar vardı. Hemen kendi kendine kolay öğrenme vadeden kitaplardan aldım. Başladım çalışmaya. Bismillah.

Türkiye’den Pakistan’a uçakla 7 saatte gidiliyor.

“Sayılı gün çabuk geçer.” diye bir atasözü var Türkçemizde. Gerçek hayatta öyle değilmiş. Bekleyene ve beklenene göre değişen göreceli bir kavram bu günün geçmesi. Pasaport süresinin uzatılması ve vize gelmesi için ekim ayına kadar beklemek zorunda kaldık. “Beklemek ateşte yanmak gibidir.” diye de bir Arap atasözü hatırlıyorum. Durumum tam da oydu. Dolayısıyla o kadar kitap almama rağmen İngilizce çalışamadım. Ama sonunda geldi. Önce vize ardından biletler. Ve hazırlanma telaşı ile bir hafta adeta rüzgar gibi geçti. Birden kendimizi Dubai’ye uçarken bulduk. Bilenler bilir Emirates’in uçakları rahat, servisi güzeldir. Reklam değil bu sadece bir hakkı teslim.

Dakika 1; İngilizce: 1 Ben: 0

Yolculuk gayet rahat sürüyorken içecek servisi başladı. Meyve suyu istedim. Bardağı elime alınca ılık olduğunu farkettim. Buz isteyeceğim ama aklıma İngilizcesi gelmiyor. Olduğum yerde kıvranıyorum. Eşime döndüm. “İngilizce buz ne demek?” diye sordum. Onun da benden bir farkı yoktu. Birden hostes bana döndü ve “Buz?” dedi. Ben Türkçe bir kelime duydum diye yapıştırdım cevabı “Evet!”. Hostes içeriden buz getirip bardağıma koydu. Ben Türkçe teşekkür ettim ama anlamadı. İşini yapmaya devam etti. Meğer buz kelimesi Arapça imiş. Dakika bir gol bir! Kalemizde ilk golü gördük. İngilizce: 1 Ben: 0. Ama ümitliyiz maç daha yeni başladı.

İslamabad’a ulaştığımızda pasaport kontrolü için sıraya girdik. Rusya’ya her girişte pasaport kontrolü bizim için adeta işkenceye dönüşürdü. Acaba bir eksik bulacak mı? Ne kadar beklerim? Kaç soru sorar? Herşeyiniz eksizsiz olsa bile sürekli bir tedirginlik yaşanır. Yıpranmamak mümkün değil. En güzel his giriş mührü vurulunca yaşanır, “Oh kurtuldum!” dersin. Özgürlüğü kazanmak gibi bir şeydir bu.

İslamabad’da eşitlik sağlandı

Tecrübe insanın yakasını bırakmıyor tabii. “Acaba?” tedirginliği ile etrafımıza bakmaya başlayınca üzerimize bir sekine indi sanki. Her tarafta gülen insanlar. Ne devletin soğuk yüzü var ne memurların tedirgin edici bakışları. Neşeli konuşmalar, şen kahkalar, bir canlılık, bir hareket. Yüzümüz aydınlandı. Derin alınan bir nefesi ciğerlerimizden boşaltır gibi silkinip attık kasveti. Pasaportumuzu alan memur çok tatlı bir tebessümle “Welcome” dedi. Aha anladım ben bunu. “Thank you sir”. İngilizce: 1 Ben: 1. Eşitlik sağlandı. Ağzım kulaklarımda! Pasaportu kısaca inceledi. Benim, eşimin ve kızımın pasaportuna giriş mührünü bastı ve çok güzel bir tebessümle iade etti. Hem şaşkın hem sevinçli çıkışa doğru ilerlerken dönüp iki defa memura baktım. Demek ki bu iş bu kadar kolaydı.

İslamabad planlı ve özenli mimarisiyle dikkat çekiyor.

Bu kadar çeşit çiçeği ilk kez görüyorum     

Valizleri alıp dışarı çıktığımızda bizi karşılamaya gelen arkadaşımızla buluştuk. Chevrolet marka küçük, mavi bir minibüsle aldı bizi. Pakistan’daki ilk yolculuk bu. Benim gözlerim dışarıda, geçtiğimiz yerleri inceliyorum. Her tarafta güller var. Evlerin önü adeta çiçek tarlası. Apartman yok, bütün evler iki katlı, yanyana nizami sıralanmışlar. Upuzun ve dümdüz sokaklar. Yol boyunca ekilmiş henüz gelişmekte olan ağaçlar var. İslamabad’ın çok genç bir şehir olduğunu öğreniyorum. Planlı ve özenli yapılmış. Birbirine benzemeyen bahçeli evler var. Bazı sokaklardan geçerken gördüğüm ön bahçe peyzajlarına bayılıyorum. Bu kadar çok çiçek çeşidini ilk defa görüyorum. Sonra fotoğraflarda gördüğüm süslü kamyonları ve kıyafetleri hatırlıyorum. Bu kadar renkli kültüre sahip bir milletin evleri de peyzajları da ruhları da rengarenk olacaktı elbette.

Eyvah! Kerahet vaktinde uyudum!

Bir arkadaşımızın evine misafir oluyoruz. Sofra hazırlanmış. Yemekten sonra çay faslı. İkindi namazını eda edince hafif bir uyku arız oluyor bende, yol yorgunluğu olsa gerek. Oturduğum yerde başımı hafifçe geriye yaslayıp kısa bir uyku çekiyordum ki ezan sesiyle kendime geldim. Akşam ezanı okunuyor zannettim. “Eyvah! Kerahet vaktinde uyudum.” diye hayıflanırken gözüme dışarının aydınlığı çarpıyor. Güneş pırıl pırıl parlıyor gökyüzünde. Şaşırıyorum. “Ben ikindiyi vakit girmeden mi kıldım yoksa?” diye düşünüyorum.

Evinde misafir olduğumuz arkadaşımız geliyor. Yüzümdeki şaşkınlığı görünce izah ediyor. Burada ezan camilerin cemaatle namaz kılma vaktine göre okunuyormuş. Farklı zamanlarda cemaatle namaz kılındığı için bir camide cemaati kaçıran birisi diğer camide cemaatle namaz kılabiliyormuş. Ben oldukça faydalı buldum bu uygulamayı. Bakalım daha ne güzellikler keşfedeceğiz?

Devam edecek…

Hey Merhaba 👋 Tanıştığımıza memnun oldum.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız

Spam yapmıyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir